Publication Types:

Siyaset Teorisinde Yeni Ontolojik ve Teolojik Tahayyüller ve Demokrasi [New Ontological and Theological Imaginaries in Political Theory and Democracy]

2. Turkishi. Peer-Reviewed Journal Articles
Halil Ibrahim Yenigun
Dîvân 18/34 (2013/1): 1-48.
Publication year: 2013

ABSTRACT

This paper analyzes three seemingly disparate but related developments in contemporary Euro-American political thought: political ontology, critical political theology, and new formulations of radical democracy, all of which embrace clear ontological imaginaries. As I walk through each genre, I demonstrate how, when taken together, they cultivate a new mood that signifies an awareness of the ontological and theological elements in one’s own thinking. I argue that this awareness eventually prefigures new imaginaries for radical democracy. In the end, the normative hope is that this new development will engender more generous ethico-political formations by enabling a deeper sensibility toward difference and otherness, including the non-Western other. The first section examines how ontology has recently come to the fore in these two traditions in the form of post-foundational ideas. The basic trend noted here is how several thinkers now maintain the unavoidability of ontology in political thinking as opposed to anti-foundationalist views. But the idea of ground here is a far more elusive, non-determinative one that also defies foundationalist premises. I present the North American versions through White’s “weak” and “strong” ontology dichotomy while focusing on the European representatives of this streak through Marchart’s conceptualization of post-foundationalism, which draws on the distinction between politics and the political. Next, I look at how the theological element is being increasingly acknowledged as an ineradicable element of political theory. As a result, many political theorists and political theologians have converged to articulate this theological residue together. As regards the field of political theology, this is where one finds the emancipatory thinking of critical political theologians, especially liberation theology. As for political theory, I look at three theological concepts that have entertained a worthwhile afterlife: mythos, messianicity, and theodicy. I will demonstrate how these particular concepts can be productively used in political theory. As a case in point, I will pay particular attention in this section to Jacque Derrida’s concept of “democracy-to-come.” Coming to terms with our thinking’s ontological and theological elements is most meaningful when we consider the new imaginaries of radical democracy. My concern here is to underline how radical democracy’s ontological dimension has gradually acquired a crucial significance. In addition to their ontological critique of liberal democracy, radical democratic thinkers are now concentrating more on the ontological conception of democracy as an infinite ideality. My overall goal in this article is to show that a new mood is emerging in Euro-American political thinking. Inasmuch as our partners are more conscious of their ontologies and the operative mythoi in their own political thinking, our dialogical engagement will be more amenable to political arrangements that pursue more free, just, and egalitarian political arrangements.

 

ÖZ

Bu makalede güncel siyaset teorisinde farklı mecralarda yürüdüğü düşünülebilecek olsa da birlikte yeni bir ruh hâli teşkil ettiğini savunduğum üç yazın alanını ele alıyorum. Öncelikle “temel” tartışmaları sonrası temeli aşılmış görmeyen ama onun ahlâk ve siyaseti biçimlendirme tarzını belirlenimcilikten farklı kurgulayan post-temelcilik anlayışı ile seyrek ontoloji kavramını işliyorum ve bunun normatif sonuçlarını soruşturuyorum. Siyasaldaki teolojik unsuru ortaya çıkarma çabasındaki yeni teorik yaklaşımlar ise ikinci başlığı oluşturuyor. Bu bağlamda temel ve siyaset ilişkisini teist bir düzlemde tasavvur eden siyaset teolojisinin eleştirel türlerine ve bilhassa Özgürleşme Teolojisine dikkat gösteriyorum. Ayrıca siyasetteki “teolojik tortu” olarak nitelendirdiğim mitos, mesihîlik ve teodise kavramlarını ayrı başlıklarda inceliyorum. Analiz ettiğim son alan olan radikal demokrasi ise bu tartışmaya bilhassa yeni ontolojik tahayyüleriyle dâhil oluyor ve liberal demokrasi ile liberal sekülerizme ontolojik eleştirileriyle merkezî önem taşıyor. Yazının temel ekseninde savunulan düşünce, Avro-Amerikan siyaset teorisinde post-temelci siyaset ontolojisi, eleştirel siyaset teolojisi ve radikal demokrasinin birlikte kıvamlandırdığı yeni bir ruh hâline girildiği yönündedir. Bunun da radikal farklılık, derin çoğulculuk ile farklı mitosları kabulleniş ve sahipleniş gibi yeni tutumlar temelinde “öteki”ne daha açık bir müzakere zemini yarattığı ve daha yücegönüllü etikopolitik teşekküllere imkân verecek bir normatif alan açtığı savunulmaktadır

Siyaset Etiği: Siyasetin Ahlâkı, Ahlâkın Siyaseti veya Ahlâkın Siyasette İmkânları [Political Ethics: The Ethics of the Political, The Politics of Ethics, or The Possibilities for Ethics in Politics]

2. Turkishii. Articles in an Edited Volume
Halil Ibrahim Yenigun
Güncel Yaklaşımlar Işığında Etik [Ethics in the Light of Current Approaches], edited by Rana Atabay and Oykü Iyigun, Istanbul: Beta, 2015.
Publication year: 2015

ABSTRACT [TURKISH]

Ahlâkın siyaset alanında varoluş imkânları incelenen bu çalışmada, ahlâk-siyaset ilişkisinin etik ve siyaset felsefesindeki genel seyri, Sokratik felsefeden başlayarak İslâm ve modern düşünce geleneklerindeki çeşitli uğraklarına işaret etmek suretiyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Siyasetin erdemi toplumda gerçekleştirme mekanizmasından ibaret görüldüğü klasik görüşler ile özel ve kamusal alan ayrımı etrafında şekillenen anti-paternalist modern görüşlerin tartışılmasının ardından, siyasalı giderek ahlâktan özerkleştiren bir düşünce damarını ortaya koyma amacı güdülmüştür. Bütün bu düşünce izleğinin getirdiği noktada; siyasetin erdeminin topluma benimsetilme projesi görülmediği, siyasetin ahlâktan ayrı varlık alanının tanındığı bir durumda ahlâkın siyasette varoluşunun meşru imkânları araştırılmış ve kimi etiko-politik eylemliliklerin bu imkânlar çerçevesinde değerlendirilmesi önerilmiştir.

Haklılığı Türk Oluşundan Gelene, Savaşa Karşı Barış Derdinizi Anlatmak [Speaking of Peace against War to One whose Turkishness is Righteousness]

2. Turkishvi. Opinion Pieces and Talks
Halil Ibrahim Yenigun
Emek ve Adalet Platformu, January 24, 2018.
Publication year: 2018

Afrin üzerine yazmak zor. Öyle ki gurbette yahut sürgündeyseniz, hükümran yapıların hiçbirine biatlı ve tâbî değilseniz, egemen ellerin şimdilik birbirlerine uzanmadığı ve siz barış isteyenlerin aynı anda ve hep birlikte takibatını yapmadığı ölçüde aklınızdan geçeni ertesi günü hapsi boylamadan söyleyebiliyorsunuzdur. Ama yine de dünyanın genel itibariyle itimat ettiği haber kaynaklarının gözlemlediği bir savaşın sivil zayiatlarını duyurmaktan ibaret tweetlerinizi beğenen ve paylaşan birilerinin kapılarının kırılıp terörist propagandadan içeri alınmasına bile yol açabilirsiniz. Çalışma masamı posta pulları süsleyen Henry David Thoreau’dan Rosa Luxemburg’a, Siyonist rejimdeki Refuseniklere kadar uzanan savaş karşıtlığının şu kaç yüz yıllık tarihinde, Türkiye gibi vicdanî reddin, barış aktivizminin bu kadar cılız tarihinde bile Kore Savaşı’ndan bu yana belki de bu kadar karanlık bir zaman görülmemiştir. Şu kadar ki daha on beş yıl önceki Irak’ta Savaş Karşı Koordinasyonu girişimi sanki ütopik bir gelecekte veya alternatif bir evrende yaşanmış gibi. İçinde yaşamakta olduğumuz için cesametini bile henüz kavrayamadığımız bir distopyanın dibindeyiz.

Belki de Sandıkta Son Defa Denebilecek bir 'Hayır' [To Say ‘No’ in a Ballot Box, Perhaps for the Last Time]

2. Turkishvi. Opinion Pieces and Talks
Halil Ibrahim Yenigun
Gazete Duvar, March 2, 2017.
Publication year: 2017

16 Nisan’da, 2015 Kasım seçimlerinin ardından yine bir “sopalı seçim”de belki de son defa “hayır” deme özgürlüğümüzü kullanacağız. Bu referandumda Türkiye’nin cumhuriyetten çok daha eskilere uzanan, gelgitlerle de olsa aslında iki yüz yıllık bir “sınırlı iktidar” tesis çabasının sonunu da oyluyor olma ihtimalimiz yüksek.

Olağanüstü Hâllerde Lig Düşmek yahut İki Yüz Yıllık Aranın Sonu [Demotion under the State of Emergency or the End of a 200 Year Interval]

2. Turkishvi. Opinion Pieces and Talks
Halil Ibrahim Yenigun
Gazete Duvar, March 1, 2017.
Publication year: 2017

Türkiye’de yıllardır süregitmekte olan çalkantı basit bir siyasi kriz olmadığı gibi bu anayasa teklifi de ülkenin bütün reform birikimine yalnızca hafif bir darbe olmayacaktır. Türkiye çalışmalarının talebe ve gözlemcileri, geçici bir siyasi krizden ziyade, hatta salt Cumhuriyet kurumlarının aşınmasından çok daha öte, inşası iki yüz yıl önce başlayan Osmanlı modern devletinin lime lime edildiğini dehşetle izlemekteler.

Her bildiri bütün taraflara konuşur mu? [Does every petition speak to all sides?]

2. Turkishvi. Opinion Pieces and Talks
Halil Ibrahim Yenigun
Gazete Duvar, December 11, 2017.
Publication year: 2017

Açığa alınmam üzerine, her bildirinin amacının farklı olduğunu, bir insan hakları örgütü tarafından yayımlanmadığı müddetçe her bildiride belli bir tarafa konuşulabileceğini, bunun diğer tarafı kollamak anlamına gelmeyeceğini anlatmıştım. Çok yalın biçimde 2014’teki İsrail’in 51 gün savaşında kimsenin HAMAS’a laf edilmemesini dert etmediğini, 2013 Rabia katliamı üzerine, Rabia kınama bildirilerinde İhvan taraftarlarının şiddet kullanmasının kınanması bir yana, bilinmediğini söylemiştim.

İktidarın Soykütükleri: Devlet Mitosu [Genealogies of Power: The Mythos of State]

2. Turkishiv. Magazine Articles
Halil Ibrahim Yenigun, Cengiz Çağla, Muhammed Yasir Bodur
Nida, 178 (November-December 2016).
Publication year: 2016

Öncelikle Sivil Ses ekibine böyle bir programı düzenledikleri için teşekkür ediyorum. Hakikaten son derece iddialı on oturumluk bir seri program. Biz arkadaşlarla tasarlama sürecinde de istişare etmiştik. Okulda bir araya geliriz, daha büyük ümitlerle, daha farklı bir çalışma yaparız diye düşünmüştük. Fakat kısmet burayaymış. Tabiî süreçler bizi ister istemez sokağa atıyor, bir atılma hâlindeyiz devamlı. Ama bu, aslında felsefenin yuvasına dönmek anlamına da geliyor. Biliyorsunuz, bir Sokrates figürü vardır, sokak sokak dolaşır ve felsefeyi sokakta yapar. Çünkü bilgi hakikaten akademi denen kuruma, o kurumlaşmaya mahpus kalmış bir şey değildir. Bilgi, ahlâkî sorumluluğunu da üstlenmiş ve erdem peşinde olan bir filozofun herkesle birlikte yürüttüğü bir faaliyettir. Bence işte böyle bir hayrı da var bu süreçlerin. Biz bir anlamda Sokratik âna geri dönüyoruz. İnşallah, hangi çatı altında olursa olsun, böyle ortamlarda buluşarak, konuşarak, tartışarak birlikte hakikat yolculuğuna devam edeceğiz.
Bu yaşanan süreç bir bakıma bilginin ahlâk ve erdemle yakın ilişkisini net bir biçimde ortaya koyuyor. Ben şahsen böyle düşünüyorum, dolayısıyla herhangi bir konuda ümitsizleşmek, ye’se düşmek üstümüze düşmez. Biz yine bu şekilde devam edeceğiz. Ne kadar kişi kalırsak kalalım buluşmalara ve hâlleşmelere devam edeceğiz ve bilgiyi bulabildiği her türlü yuvasında veya sokakta insanlarla paylaşacağız.

Muhafazakâr Kültür Olur mu? [Is there a Conservative Culture?]

2. Turkishiv. Magazine Articles
Halil Ibrahim Yenigun
Nida, 169 (March-April 2015): 10-13.
Publication year: 2015

“Muhafazakâr kültür” kimimize oksimoron bir ifade görünürken, kimimiz için ise muhafazakârlar ülkenin (millî) kültürünün hamiliği vasfını taşıyor. Bu minvalde Türkiye’nin paralel toplumlara bölünmüşlüğünün kendini en çok kültür savaşlarında gösterdiğini söylemek de çok abartılı bir iddia olmasa gerektir. Gerçekten de birçok politika sorununda çok-kutuplu, çok parçalı bir yapı arz eden ülkemiz, edebiyat ve sanat konularında geçmişi Cumhuriyetin çok daha erken yıllarına kadar götürülebilecek bir ayrışmanın mecrasında biteviye akmışa benziyor. Kritik dönüm noktalarında teşekkül eden yapı ve örüntülerin süreğenliği yer yer ve dönem dönem başka coğrafyalarda da görülebilecek olsa da belli istisnalar haricinde sağ-muhafazakârlar ile her türlü fraksiyonlarıyla solun Türkiye’de Soğuk Savaşı özellikle edebiyat ve sanatta kıyasıya sürdürüyor olması izaha değer bir durum olma niteliğini koruyor. Bununla birlikte muhafazakârlığın tepeden bütün kesifliğiyle toplumun bütün menfezlerine nüfuz ettiği bir vasatta kültürle kurduğu ilişki her lâhzasında yeniden değerlendirmeyi de gerektiriyor ve kimi noktalarda da teorik tartışmaları icbar ediyor. Sözgelimi siyasal iktidarların muhafazakârların hükmü altına girdiği durumlarda muhafazakârlığın özgün karakteri kültür politikalarına nasıl akseder? Muhafazakârın yeni makbul vatandaş hâline geldiği bir kültürel iklim, kültürel üretimde ne gibi yeni dinamikler ortaya çıkarmıştır?

Esasen bu tür soruların ele alınacağı bu yazıda ayrıca fikriyat düzleminde onyıllardır sağ-muhafazakârlıktan ayrışma ve özgünleşme çabası vermiş bir kültürel alt grup olan İslâmcıların muhafazakâr kültürel hegemonya teşekkül süreçlerinin neresinde yer aldığı üzerine de kafa yoracağım. Basitçe “bayağılığın” veya daha da ileri giderek “pespayeliğin idealizasyonu” şeklinde adlandırabiliriz bu süreçlerin kültürel yekûnunu. Fakat demokratikleşmenin çoğunlukçu ilk evresini yaşayan bir ülkede diğer taraftan kültürün endüstrileşmesi, sermayenin yeni muhafazakâr gruplar lehine el değiştirmesi, neo-liberal küresel birikim modellerinin süregelen tahakkümü ve nihayet kültür kavgalarının yeni ana mecralarından biri olarak sosyal medyanın güçlenmesi birçok makro sürecin denkleme alındığı bir değerlendirmeyi gerektiriyor.

Cemaleddin Afgani: Mücadelesi ve Islah Mirası [Jamaladdin al-Afghani: His Struggle and his Reform Legacy]

2. Turkishiv. Magazine Articles
Halil Ibrahim Yenigun, Yusuf Enes Sezgin (ed.)
Tasfiye 47, (May-June 2014): 62-82.
Publication year: 2014

Bugün, Afgani’nin vefat yıldönümü ve biliyorsunuz İstanbul’da vefat eden Afgani, hayatıyla, ölümüyle aslında hayatının her türlü detayıyla tartışma konusu olan bir isim. Türkiye açısından daha da enteresan bir durum arz ediyor çünkü Cemaleddin Afgani halen, yani şu zamanda bile adeta yaşayan bir insan gibi karalama kampanyasına maruz bırakılıyor. İsmini Google’da arattığınız zaman şu an kendisinin, tıpkı bir siyasi veya siyasetçilerin operasyon yürüttüğü insanlar aleyhinde nasıl bir kampanya varsa, aynı o şekilde yaşayan bir insan gibi bir medya kampanyasına maruz kaldığını görebiliyorsunuz.

Hayrettin Karaman’la “Laik Düzende Dini Yaşamak” yahut Siyaset Fıkhının Sınırları ["Practicing Islam in a Secular Order" with Hayrettin Karaman, or the Limits of Political Jurisprudence]

2. Turkishiv. Magazine Articles
Halil Ibrahim Yenigun
Birikim, Monthly Socialist Cultural Magazine, 303- 304 (June-July 2014): 203-210.
Publication year: 2014

Türkiye Müslüman ve İslâmcı düşüncesi açısından Hayrettin Karaman ismi “camiadışı” kesimin havsalasının pek kolay alamayacağı bir mana taşıyor. Türkiye’deki ortalama din algısı itibariyle AKP’nin giriştiği ve son bir yıldır çok daha ortaya dökülmüş tartışmalı kimi icraatların siyasal ve sosyal ahlâkla bağdaştırılması güçleştiği ölçüde Karaman’ın olanca özgüven ve sarahatle tekrar tekrar sunduğu apolojiler dikkat ve tepki çekiyor. Diğer köşeyazarları sert eleştirilerini dillendirdikçe karşılarında profesör ünvanlıların “Hayrettin Karaman sadece Hayrettin Karaman değildir.. bir anlamda sendir ve bendir. Hayreddin Karaman Türkiye’dir” şeklindeki abartılı sahiplenmelerini buluyorlar. Sahiden Karaman’ın yakın tarihimizde tuttuğu yer “parti müftüsü” karikatürleştirmeleriyle geçiştirilebilecek bir konum olabilir mi? Türkiye’de kimi yönlerden giderek kutuplaşan mufahazakâr ve seküler kesimler arasında bir din bilginine ilişkin bu algı uçurumunu anlamlandırmamızı sağlayacak ipuçları nerede bulunabilir? Elli yıldır dinden hareketle kurduğu ve sıklıkla polemiklere yol açan argümanlarını kamuoyu önünde cesaretle söylemekte olan Karaman’ın hangi özelliklerinde aranmalıdır? Temsil ettiği kesimin muhalefetten iktidara yürüyüş sürecinde İslâmcı entelijansiyadaki birçokları için söylendiği gibi Karaman’ın devlet ve iktidara ilişkin siyasal algısında makas değiştirmeler yaşanmış mıdır? Yoksa siyasala ilişkin tasavvurları süreklilik arz eden bir aydınla mı karşı karşıyayız? O hâlde birçok sekülere ve kimi İslâmcılara ürkütücü gelen ve otoriter, çoğunlukçu, hatta gettocu algılanan fikirleri çağdaş İslâm siyasal ufkunun neresindedir? Kendisiyle aynı ontolojik kaynaklardan hareketle geliştirilebilecek alternatif hatta zıt etiko-politik tasavvurlar mümkün müdür? Böylesi bir alternatif bakışla Karaman’daki temel sorun nasıl tanımlanabilir?

“Siyasal İslâm hüsran getirdi” [Political Islam brought about disappointment]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Umut Yavuz
Yeni Asya, March 14-16, 2010.
Publication year: 2010

Türkiye’de modern devlet inşası tutmadı [Modern-state-building failed to take root in Turkey]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Umur Yedikardeş
Ahval, April 1, 2018.
Publication year: 2018

İslam’ın güncellenmeye ihtiyacı var mı? Müslüman gençler sekülerleşiyor mu? Cumhurbaşkanı Erdoğan ve birçok din adamı, bazen İslam’ın bir değişime ihtiyacı olduğunu, bazen de bunun kat’i suretle olmayacağını söylüyorlar.

Türkiye ile birlikte diğer İslam ülkelerinde de İslam üzerinden belli değişimler göze çarpıyor. İran’da yaşanan olaylar, Suudi Arabistan’da başörtüsünde getirilen yenilikler bunlardan birkaçı.

Diğer yandan, Türkiye’de Müslüman gençlerin sekülerleştiği, İslam’ı yaşama biçimlerinin değiştiği ve bununla birlikte Müslüman mahallesinden giderek bir kopuş yaşadıkları dile getiriliyor.

Modernleşme ve sekülerleşme üzerinden Türkiye’de İslam’ın Müslüman mahallesindeki değişimini ve bu sürecin tarihsel boyutta nasıl evrildiğini,  Stanford Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi’nden Halil İbrahim Yenigün ile konuştuk.

Türkiye Gençliği Sekülerleşiyor mu? Halil İbrahim Yenigün Yanıtladı [Are Turkish youth getting secularized? Halil Ibrahim Yenigün Answers]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Bahar Kılınç
Sivil Sayfalar, March 12, 2018.
Publication year: 2018

Yeşil Kuşak ve BOP’tan sonra ABD’nin yeni İslam politikası. İhsan Eliaçık, Aydın Selcen & Halil İbrahim Yenigün [The New US Policy on Islam in the aftermath of "The Green Belt," and “The Greater Middle East"]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Ihsan Eliacik, Aydin Selcen, Irfan Bozan,
Medyascope.tv, December 22, 2017.
Publication year: 2017

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu

İrfan Bozan: İyi akşamlar. 117. Açık Oturum’a hoş geldiniz. Sedat Pişirici’nin seyahati nedeniyle bu akşam programı ben sunacağım. Bu akşam konuşacağımız konu: “Yeşil Kuşak ve Büyük Ortadoğu Projesi’nden sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni İslam Politikası”. Aslında şu anda da çok sıcak bir gündem var. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, ABD’nin Kudüs’ü başkent tanıması üzerine, diğer ülkelerin tanımaması yolunda bir tasarı oylaması sert tartışmalarla devam ediyor. Tam da konumuza denk gelen bir konu. Bu konuyu kimlerle konuşacağız? Sağ tarafımda, eski diplomat Aydın Selcen var. Kendisi Gazete Duvar’da yazılar yazıyor, Artı Tv’de de program yapıyor. Sol tarafımda, ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık var. Kendisini Anti-Kapitalist Müslüman olarak tanımlıyor; 26 kitabı var ve İslam düşüncesi üzerine üretmeye devam ediyor.

Diğer konuğumuz da uzaklardan, Amerika’dan. Amerika Birleşik Devletleri’nde Stanford Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi’nde akademisyenlik yapan Halil İbrahim Yenigün. Halil İbrahim Yenigün aslında Türk üniversitelerinde üretim yapıyordu. Ancak Barış Bildirisi’ni imzaladığı gerekçesiyle Kanun Hükmünde Kararname ile görevinden uzaklaştırıldı. O da bilimsel üretimini artık yaban ellerde sürdürüyor. Hepiniz hoşgeldiniz.

ABDli Müslümanlar neden radikalleşme eğilimine sahip değiller? [Why don't American Muslims tend to get radicalized?]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Deniz Baran
Düşünce Mektebi, August 10, 2017.
Publication year: 2017

Deniz Baran: “Dünyaca Ünlü İslami Kanaat Önderleri” dosya konumuz bağlamında şu an üzerinde durduğumuz coğrafya olan Amerika’daki Müslüman gençliğe, üniversitelere ve sivil toplum hareketlerine dair derinlikli bir bakış yakalayabilmek için Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Yenigün ile yaptığım röportajın ilk kısmında daha çok ABD’deki İslami örgütlenmelere, faaliyetlerine ve yayın hayatına odaklanmıştık. İkinci kısımda daha çok dini-fikri-siyasi yönelimlerini ele alacağız.

ABD’deki örgütler idealimdeki din-devlet ilişkisini yansıtıyor [Muslim organizations in the US approximate my ideal religion-state relations]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Deniz Baran
Düşünce Mektebi, June 20, 2017.
Publication year: 2017

Deniz Baran gerçekleştirdiği röportajında, ABD’de uzun yıllar geçirmiş hem akademik (kendisi siyaset bilimi alanında akademisyen) hem sivil toplum düzleminde faaliyetlerin içerisinde yer almış Halil İbrahim Yenigün ile Amerika’da ki Müslüman gençliği, üniversiteleri ve sivil toplum hareketlerini derinlemesine bir şekilde ele alıyor.

"Yaşadığımız, iktidarın kişiselleşmesini aşan bir kurum imhası" [What we are going through is institutional destruction that goes well beyond the personalization of power]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Faruk Akhan
Liber+ 14, (March-April 2017): 37-45
Publication year: 2017
-Öncelikle KHK süreciyle başlayalım isterseniz. Gerek hukuki durum, gerekse Barış İçin Akademisyenler’e KHK öncesi uygulanan baskılar gibi.
-Teşekkür ederim. KHK’lar gelinen nokta iti-bariyle hiç arzu etmediğimiz biçimde, hat-ta böyle olmasın diye ısrar ettiğimiz halde darbe fırsatçılığı olarak tanımlanacak bir nitelik taşıyor kanaatimce. Darbenin hemensonrasında her şeye rağmen yeni bir sosyal barış şansı doğmuştu diye düşünmüştük. O noktada iktidarın önünde iki seçenek vardı: Seküler kesim kahir ekseriyeti bakımından darbeye karşı durmuş, direnmişti. CNN direnişini hatırlayalım.

“Akademisyenler değil ülke cezalandırılıyor” [Not the academics but the country is punished]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Tuğba Kaplan
Aksiyon, February 29, 2016.
Publication year: 2016

Halil İbrahim Yenigün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “aydın müsveddesi, sözde aydın, cahil, karanlık” gibi hakaretlerine maruz kalan akademisyenlerden biriydi. Geçen hafta Cem Küçük’ün hedef göstermesiyle işinden atıldı.

Yard. Doç. Dr. Halil İbrahim Yenigün, “Bu suça ortak olmayacağız” diyen barış bildirisini imzaladığı için öğretim üyesi olduğu İstanbul Ticaret Üniversitesi hakkında disiplin soruşturması başlatmış ve hocayı görevinden uzaklaştırmıştı. Star’ın yazarı Cem Küçük yazısına konu yapınca da karar hızlandırıldı ve Yenigün üniversiteden atıldı. Küçük,  20 Şubat’taki yazısında ‘PKK’lı akademisyen’  dediği Yenigün hakkında hiçbir işlem yapılmadığını, üniversitede çalışmaya ve maaş almaya devam ettiğini söylemiş 22 Şubat’taki yazısında da aynı ithamlara devam etmişti. MAZLUMDER genel sekreter yardımcılığını yürüten  Halil İbrahim Yenigün aynı zamanda  İslamcı düşüncenin şehitlerinden Sedat Yenigün’ün de oğlu. Cadı avında sıranın bir gün akademisyenlere geleceğini düşünüyormuş zaten. Dolayısıyla kendisinin ve diğer akademisyenlerin yaşadıklarına hiç şaşırmıyor. Yenigün’le sadece barış bildirisi ve yankılarını konuşmadık elbette. İslamcı düşüncenin fikir zeminin oluşturan babası Sedat Yenigün’ün cumhurbaşkanı Erdoğan’a abilik etmesine, bugün içerde ve dışarda yaşanan sorunlardan kimin sorumlu olduğuna ve MAZLUMDER’in Silopi raporuna varıncaya kadar birçok konudaki değerlendirmelerini dinledik.

Akademisyenler bildirisini imzaladığı için görevinden uzaklaştırılan Yrd. Doç. Halil İbrahim Yenigün ile söyleşi [An Interview with Assist. Prof. Halil Ibrahim Yenigun, who has been suspended for signing Academics’ Petition]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Ruşen Çakır
Medyascope.tv, January 21, 2016.
Publication year: 2016

Yayının deşifresi (hazırlayan Sedat Ateş):

RŞ: Şu anki durumunuzu bir özetler misiniz? Şu anda soruşturma var hakkınızda…

Yenigün: Evet, hakkımda üniversitenin başlatmış olduğu soruşturma var. Soruşturma bitinceye dek görevden uzaklaştırılmış durumdayım. Yani şu anda üniversiteme göremiyorum. Öyle bir noktadayım.

RŞ: Ne dersi veriyordunuz orada?

Yenigün: Orda, siyaset felsefesi benim esas alanım aslında, etik dersi, siyaset felsefesi dersi, siyaset bilimine giriş dersi ve Ortadoğu’ya giriş dersi veriyordum.

RŞ: Dört yıldır galiba.

Yenigün: Dört yıldır üniversite mezunuyum. Bir buçuk yıldır da, şu anda dördüncü dönemi tamamlamıştım galiba, evet, yardımcı doçent olarak görev yapmaktayım.

RŞ: ABD’den doktoralısınız diye biliyorum.

Yenigün: Evet, doktoram Virginia Üniversitesi’nden.

"Medenî insanlar düşünceye medenîce cevap verir" [Civilized people respond to ideas in civilized ways]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Ekrem Özden
Yeni Asya, January 18, 2016.
Publication year: 2016
Barış Bildirisine imza attığı için İstanbul Ticaret Üniversitesi’ndeki görevine son verilen Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Yenigün, gazetemize yaptığı açıklamada, “İmzam benim düşüncemi ifade etme hürriyetimdir. Medenî insanlar düşünceye medenî biçimde karşılık verir” dedi.

Mazlumder’in Dış İlişkiler Komitesi’nin Başkanlığını da yapan siyaset bilimci Yenigün, 1980’de MTTB’deki aktif çalışmaları sebebiyle şehid edilen Sedat Yenigün’ün de oğlu. Yenigün, Yeni Asya’ya gönderdiği açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Halil İbrahim Yenigün ile Türkiye İslamcılığı ve Seyyid Kutub Yorgunluğu [Turkish Islamism and Sayyid Qutb Fatigue]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Fatih Bütün
Nida, 173 (December 2015): 20-30.
Publication year: 2015

İslamcı olarak nitelenen bazı kesimlerin Seyyid Kutub çerçevesinde dile getirdiği veya dile getiremese de kabule hazır olduğu ‘Seyyid Kutub söyleminin bugüne hitâb etmediği’ saptaması yeni bir tartışmanın kapısını aralaması gerektiği kanaatindeyiz. Seyyid Kutub’u cahiliyyenin her türlüsüne yükseltilmiş bir itiraz ve vahyî soluğun kurucu metaforu olarak ele aldığımızda, Kutub’a yukarıdaki itirazı getirenlerin kahir ekserisinin pupa yelken aldıkları yolda artık kendilerine ağır gelen bir bagajdan, Kutub ‘kamburundan!’ kurtulmak ister gibidirler. Zira Kutub söylemi, bahsettigimiz kesimlerin, dünyanın yeni değilse de popüler değerleri limanlara demir atılmalarına pek de müsade etmemektedir. Söylemin gücü böyledir. Kutub’u kendi düşünce sistematiği içerisinde, yaşadığı dönemde ve yaşadığımız döneme dair izleriyle ele alıp konuştuk. Konuşurken, Kutub dendiğinde usanmış ve yorgun bakışların altından ‘o faslı atladığını hatta ‘aştığını’’ ima edenleri görür ve duyar gibi olduk. Aldırmadık. Zira biz bir fikrin izini sürüyorduk. Romantizmden ve hamasetten ısrarla uzak durmaya; fikrî hakikati / gerçekliği vakıanın süslü ve de yalancı büyüsüne ezdirmemeye gayret ettik. Sizleri sorgulamanın zorlu yolculuğuyla başbaşa bırakıyoruz.

Halil İbrahim Yenigün ile Islah İhya ve Tecdid Bağlamında Öze Dönüş Üzerine [An Interview with Halil Ibrahim Yenigun on ' Back to the Sources' Discourse in the Context of Reform, Revival, and Renewal]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Fatih Bütün
Nida, 162 (December 2013-January 2014): 32-46.
Publication year: 2014

-Konumuz ‘öze dönüş’ ve ‘ihya hareketi’. Konuyu analiz ederken kavramsal bir çerçeve ile başlamak istiyorum. Öze dönüş dendiğinde ilk akla gelen; ‘nefislerdeki özün’, ‘geleneğin’ ve ‘siyasalın’ vahyî dile evrimi… Kur’ân ve sünnete dönüş hareketi… ‘Öze Dönüş’ söyleminin tarihsel seyrine de değineceğiz fakat daha önce, siz ‘öze dönüş’ başlığını kökü/menşei itibari ile nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Aslında ben bu kavram ve ayrımları kendi çalışmalarımda da netleştirmek istemiştim. Neticede de üç anahtar kelime ile konuyu ele almayı tercih ettim: İhya, Islâh ve Tecdid. Bu üç kavram da hem İslâm düşünce geleneğinde var olan hem de bizim çağdaş dönem Müslüman düşüncesi ile alâkalı konuştuğumuzda birçok soruyu tavzih eden kavramlar.

Seyyid Kutub İslam dünyasını nasıl etkiledi? [How did Sayyid Qutb influence the Islamic world?]

2. Turkishvii. Interviews
Halil Ibrahim Yenigun, Mehmet Erken
Dünyabizim, September 3, 2014.
Publication year: 2014

Mısır, Firavun’a nispet yaparcasına birbiri ardına gelen diktatörlerce yönetilen bir ülke oldu hep. Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren yaşanan Hidivler dönemi, onun ardından da Cemal Abdül Nasır, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek yıllar boyu ülkeyi halka rağmen tek adam olarak yönettiler. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da başlayan Arap Baharı’nın ülkenin kaderini değiştirdiği sanıldı.

Çünkü 2012 yılında ülkede ilk defa ülkede cumhurbaşkanı seçimle işbaşına geldi. Ancak ülkenin tek seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidardaki bir yılını doldurmadan General Abdülfettah Sisi cuntası tarafından devrildi. Cuntacı Sisi’nin güdümündeki Mısır yargısı ise 1 yıldır İhvan hareketinin önde gelen isimlerine sözde suçlamalar yöneltiyor ve sorgusuz-sualsiz bir şekilde idama mahkûm ediliyor. İdam kararlarının sayısı bini geçmiş durumda.

Mısır’da 1960’lı yıllarda da durum çok farklı değildi. O dönem iktidardaki cunta lideri Cemal Abdül Nasır, İhvan‘ın önde gelenlerini sözde suçlamalarla idama çarptırmaktan çekinmiyordu. İdama mahkûm edilenlerden biri de Türkiye’de İslami çevrelerin, özellikle Fi Zilali Kur’an isimli tefsiriyle çok yakından tanıdığı Seyyid Kutub‘du. Seyyid Kutub, bundan 48 yıl önce 29 Ağustos 1966’da idam edilmişti.

Kutub’un fikirlerinin gelişimini, İhvan’la tanışmasını, hareket içindeki konumunu ve Kutub’a yönelik eleştirileri İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Yenigün‘le konuştuk.